Düşüncelerin Sana Ait Değil

Bir bebek, doğduğu andan itibaren toplumun ya da aile bireylerinin belirlemiş olduğu bir takım kurallar (doğrular, yanlışlar ve olması gerekenler) çerçevesinde dünya ile bütünlüğünden, kendi tamlığından yavaş yavaş koparılarak kaçınılmaz olan sona doğru sürüklenir. 

Yani henüz 6-7 yaşında belki daha bile küçükken “Ben” kelimesini söylemeye başladığında bize ait olmayan, sonradan eklenen benlik duygusu yerleşmiş-benimsenmiş olur. Kaçış yolu yoktur artık ve herhangi bir seçim şansı olmayan, özünden birlikten yeryüzünün büyülü gerçeklerinden usulca koparılan bebek, çocukluk çağına kadar verilen zihnine kazılan tüm bilgileri kabul etmiş bir vaziyette yaşama sürülür. Aynı şey bize de oldu. Bu durum anne-babamıza ve tüm insanların başına geldi. 

“Farkındalıkla yaşamak yerine düşünceyle yaşamak tüm insanlığın acı çekmesinin sebebidir. “

Sonra büyüyen, büyüdükçe ilerleyen zihnin oyunları ile karşılaşan bazı insanlar, çok geç olmadan bu işte bir terslik olduğunu kavramış. 

Ama bu an’a kadar, her istediğini yapabilen, maddi yada manevi her türlü beceri ve dürtüye sahip olan, düşüncelerini, seçimlerini, kelimeleri, tartışmalarını kendi yapıyor sanan ve daha da acınası, kendini ‘özgür zanneden’ bizler, bir anda karanlık zihinin içinde bu ışığı gören insanlar sayesinde ölmeden durumun farkına varıyoruz. 

 Birileri bize, “Düşüncelerimizin, gerçek doğamızın parçası olmadığını, çünkü onları öğrenmek zorunda kalmışsınız.” Dedi.

Sonra ben ve benim gibiler aslında tüm yaşamın herşeyin bir oyundan, sadece atalarımın bu tuzağa düştüğü andan itibaren ezberletilmiş kurulu bir düzene ayak uyduran zihinden ibaret olduğunu anlıyoruz. 

Kıskançlığımızın, öfkemizin, isyanın, eleştirmenin, yargılamanın, kendimize karşı yapılan haksızlık olarak düşündüğümüz her türlü duyguyu bize ait olduğunu sanıyoruz. 

Alışkanlıklar bizleri esir alıyor. Her türlü davranış kalıbı bizi dönüştürmek istediğimiz bu halimizin önünde engel teşkil ediyor. Her türlü ilişki de bizi sabitliyor. Bundan sonra kaybettiğimiz tamlığı bütünlüğü aramakla geçiyor. Kafamızın bir yerlerine yerleşen bu karanlığı farkeden bizler, bebekliğimizdeki o aydınlığı saflığı arıyoruz.
Ve herşey en başından yeniden başlıyor.

Aslı Aral