Bedenin Yankıları


Beden Bilgedir. Bedenimiz sonsuz bilgeliğe sahip, bizim zaman diye adlandırdığımız, zamanın ötesinde kendi öz varlığımızın derinliklerine kadar uzanan büyük ve kudretli kökleri olan sessiz bilge bir ağaç gibidir. Bedenimiz, biz henüz doğmadan evvel yani ana rahmine düştüğümüz andan itibaren yaşanan tüm olayları, hisleri, duyguları tutar ve hatırlar. Hepsini en ince ayrıntılarına kadar muhafaza ederek, ta küçüklükten bu yana zamanla oluşan yaşanan tüm olumlu-olumsuz bilgileri saklar.

Fakat, şimdi yada geçmişte yaşanan bir “olay” kişinin ruhunda veya bedeninde iz bırakmış, büyük derin bir çatlak açmış olabilir. Bu çatlağa sebebiyet veren durum kimine göre büyük-küçük diye nitelendirilen bir travmaya sebep olmuş ise, kişinin bedeninde hasar bırakmıştır. Travmalar otonom sinir sistemini etkiler, buraya kontrol edilemeyen bölgeye yerleşir.

Travma tıpkı sabırla ağını örüp, avını bekleyen bir örümcek gibi günler, aylar hatta seneler boyunca orada, o gizli yerinde bekler durur. Ta ki yeniden bedendeki duyguları tetikleyip harekete geçirecek o an’ı yakalayana kadar. Ne yazık ki bedenin travma konusunda sınırlı bir kapasitesi ve hassasiyeti vardır. Ve beden bu uyarıcı neticesinde yine hassaslaşmıştır ve ona saygı duymaz, üstüne üstüne gidilir ise, insanı sürekli geçmişle bağlantıya geçirdiği için, sağlığı fiziksel ve zihinsel açıdan ciddi şekilde tehlikeye sokar.

Henüz şifalanmamış olan çoğu travmanın ne zaman, nasıl bir durumla tetiklenebileceği önceden kestirilemez, fakat artık bazı kemikleşmiş, belirli aralıklarla tekrar tekrar farklı açılardan yaşanıp gündeme gelen travmatik haller vardır. Karşımızdaki insanların hassasiyetleri göz ardı edilerek, bu duruma zamanla alışacağını sanarak, büyük yanılgılarla travmalarının tetiklenmesine yardımcı olmak, kişinin yaşamış olduğu travmatik durumu daha hafif karşılaması, iyileşiyor yada kontrol edebiliyor anlamına gelmeyebilir.

Köpek korkusu olan birini mütemadiyen başı boş köpeklerin olduğu bir ortama, çocuğu ölmüş bir kişiye sürekli çocuğundan bahsetmek yada denizde boğulma tehlikesi yaşamış yüzme bilmeyen bir kişiye tekne turuna çıkmayı teklif ederek, yardımcı olamazsınız.

Tekrarlar şifa getirmez, aksine onu o yarayı oraya iyice sabitler.”

Travma durumunda bedendeki akan enerjinin yolu kesildiği için tıkanıklığa yol açar. Zorla kontrol etmeye çalışılıp, bedenin tepki vermemesi için, durum sindirilmeye ve engellenmeye zorlanmamalı. Bu ileri ki zamanlarda daha fazla hasarlara, daha büyük tepkilerin oluşmasına sebebiyet verir.

Önce travmanın üzerinde kişinin kendi kendine veya yardım alarak çalışmaya başlanmalıdır. Ve bu süreç boyunca bedene zaman tanımak gerekiyor. Travma asla yok olmaz, hiç bir zaman oluşmamış, yaşanmamış gibi olamaz. Fakat bedendeki hislerle birlikte büyük bir hassasiyetle çalışılarak, kişinin sınırlarını bilerek hislerine alan açılıp yer verilmesiyle, kişisel gücü desteklenerek, travma kontrol altına alınabilir.

Svagito R. Liebermeister’in da dediği gibi, “Öncelikle bedenimize her zaman her koşulda saygı duymalı, hayata sadece bir parçasıyla değil, bütünüyle bakmalıyız.”

Aslı Aral